Ateizm tanrıya inanmanın başka bir yolu olabilir mi.


İnsanlık tarihinin en büyük başkaldırısı hiç kuşku yok ki Ateizmdir. Allah’a inanan milyarlarca insanın karşısına geçip, “Hayır; Allah yok!” diye haykırmaktan daha büyük bir başkaldırı olabilir mi?
ateizm-tanriya-inanmanin-baska-bir-yolu-olabilir-mi-1111171200_m2
Aşağıdaki cümlelere bir bakalım, nasıl da ateşli ve keskin bir isyan kokuyor. Aslında isyan kelimesi bile anlamı yansıtmada yetersiz kalıyor…

“Bizi Allah yaratmadı; biz Allah’ı yarattık!”

“Allah, nasıl bir Allah ki ona rağmen yeryüzünde bunca kötülük olabiliyor!”

“Allah, insanların korkularının sonucu olan bir uydurmadan ibarettir!”

“Varlığın bir yaratıcısı yok; o kendi kendine ve başlangıçsız olarak var oldu!”

“Varlık yaratılmadı ki yok olsun!”

“Peygamberler yalancıdır!”

Bu cümleleri uzatıp gidebiliriz. Bir Müslüman’ın, Hristiyan’ın, Musevi’nin okurken bile kendini kötü hissettiği cümlelerdir bunlar.

Peki gerçekte Ateistler ne anlatmaya çalışıyor?

Varlık / madde bir var edici tarafından var edilmiş yahut yaratılmış değildir. Varlığın başlangıcı yoktur. Başlangıcı olmadığı için sonu da yoktur. Varlık yok olacak değildir.

Antiateizm ne diyor peki?

Varlık / madde diye bir şey yoktu.

Tanrı vardı.

Tanrı, varlığı yoktan yarattı. Tanrı’nın varlığı başlangıçsızdır. Ve Tanrı sonsuzdur.

Peki Tanrı nasıl var oldu?

Dedik ya; Tanrı’nın varlığı başlangıçsızdır!

Nereye geldik şimdi?

Ateistler diyor ki, varlık / madde başlangıçsızdır.

Antiateistler ise, hayır asıl başlangıçsız olan Tanrı’dır.

Ateistler ile antiateistlerin eşitlendiği bir noktaya vardık…

Her iki düşünce de tezini kanıtlayamıyor. Zaten kanıtlansa antiateistler için iman kavramı çöker. Zira bu durumda Tanrı’ya inanmak diye bir şey söz konusu olamaz. Tanrı, inanılır bir şey değil bilinir bir şey haline gelir. Antiateistlerin Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışmaları bu açıdan biraz tezat gibi duruyor.

Ateistlerin, Tanrısızlığı kanıtlayamamaları, antiateistlerin tanrıyı kanıtlayamamaları gibidir. O halde her ikisi de mümindir. Biri varlığın / maddenin başlangıçsızlığına iman ederken, öbürü varlık / madde dışı bir var edicinin başlangıçsızlığına / ezeliliğine iman ediyor.

Malumunuz fizik ve astronomi alanında yaşanan gelişmelerle birlikte evrenin nasıl var olduğuna ilişkin bazı yeni tezler ileri sürülmekte…

Büyük patlama denilen ve evrenin varlığının başlangıcı konusunda ortaya atılan tez, maddenin bir patlama sonucu oluşup evrene dönüştüğü ve evrenin sürekli genişlemekte olduğu, sürekli genişleyen bir şeyin de tersine doğru bir süreçle başlangıcının olduğunu aklen bulabiliriz, fikrini savunmakta…

Bu patlamanın, kendisi dışında bir başka var edici güç tarafından gerçekleştirildiği, dolayısıyla akıllı bir tasarımın söz konusu olduğu kabulüyle Tanrı’yı kanıtlama çabasına karşın, büyük patlamanın kendi dinamiğiyle gerçekleştiği fikrine dayanan yeni Ateist tavır da aslında antiateistlerle yine ortak bir iman paydasında buluşuyor.

Büyük patlamadan önce ne vardı?

Hiçbir şey yoktu.

Peki patlayan şey ne idi?

Patlayan hiçlik miydi yani yokluk muydu?

Muhakkak ki eğer büyük patlama diye bir şey söz konusu ise o halde mutlaka patlayan bir şeyin olması gerekmiyor mu?

O patlayan şey; aşırı yoğun ve aşırı sıcak bir şey / nokta / teklik diye ifade edilmeye çalışılıyor.

O patlayan şeyden kısa bir sürede enerji ve madde oluştuğu ileri sürülüyor.

Büyük patalama kuramı öncesi Ateizm, evreni başlangıçsız, sınırsız, sonsuz ve durağan olarak kabul ediyor ve bunun üzerinden yaratılma / sonradan var edilme düşüncesini reddediyordu.

Büyük patlama kuramı sonrası yeni Ateist düşünce formları gelişti. Buna göre büyük patlama denilen hadise kendi dinamiğiyle gerçekleşmiştir. Kendisi dışında bir güç söz konusu değildir.

Kendiliğindenlik varlığın izahında Ateist bir söylem iken, varlık dışı başka bir güç tarafından müdahale ile oluşum fikri ise antiateist bir inanıştır.

Bu noktada belki inançsal ara formlardan da bahsedebiliriz.

Varlığı /evreni Tanrı kabul etme yahut evrenin Tanrı’dan sudur ettiğini ve onun bir parçası olduğunu kabul etme düşüncesi… Yani panteizm ve panenteizm.

Varlığı / maddeyi başlangıçsız ve sonsuz olarak kabul etme düşüncesi, evreni Tanrı kabul eden panteizmle neredeyse örtüşmektedir.

O halde Ateizm ile Panteizm birbirine çok yakındır. Ne var ki Ateizmde evren Tanrı olarak nitelenmez.

Bu aşamada şöyle düşünülebilir mi?

Her ne kadar Tanrı denilmese de Ateizmde madde / varlık yahut evren, antiateistlerin ve özellikle Teistlerin Tanrı’ya atfettikleri başlangıçsızlık ve sonsuzluk unsurları bağlamında bir çeşit Tanrı değil midir?

Öyleyse Ateizm de aslında mevcut tüm Tanrı tanımlamaları ve Tanrı düşüncelerini keskin bir red düzlemi üzerinde yükselen, adına Tanrıtanımazlık denilen bir inanma biçimi olarak Tanrısızlık Tanrısına “iman etmek” değil midir?

İman etmek diyorum, zira tıpkı antiateizm gibi Ateizm de savlarını matematiksel bir kesinlikle kanıtlayamıyor. Kanıtlanamayan her düşünce de kanımca “iman” olarak adlandırılmayı hak ediyor.

Bu konu hakkında daha başka çok şey yazılabilir, çok şey söylenebilir.

Ama biz bu aşamada son sözümüzü şöyle nakşedelim:

Tanrısızlık Tanrısı bile olsa Tanrı’ya / Allah’a inanmamak ne mümkün!

Allah, en büyük gerçektir.

Cemil Kılıç

Odatv.com

www.Sax25.com


Sax25.com web site ile olduda internet aleminde bir yerde karşınıza çıkarsa.

Meraktan bu sitede neyin nesi bir bakayım derseniz ve yanlışlık la tıklarsanız,sitede pornografik içerikler var.Ben sizin yerinize kendimi feda ettim ve baktım.😀😀😀Sizin için kendimi sanal gerçeklik aleminde gezindim.👌👌😁Ben kandırılmam güçlüyüm işi biliyorum diyorsanız o iş başka.

Bir insani başına ne gelirse ya meraktan yada odun olmaktan.Yada Top peşinde koşmaktan.😉😉😁😀

Markalı isen bir yerlere seni abone ettirmek için kandırılmaya yönelik pornografik video lar,gif ler,çıplak resimler ile sunumu yaparak kandırmaya çalışıyorlar.

Sayfadan geri yaparak çıkmak istediğiniz de çıkmanıza izin vermiyor.Farklı başka web sitelerine yönleniyor.

Çözümü Sayfayı tamemen kapatın…

sax.25.com hakkında internet te hiç bir paylaşım yapılmamış.Site hakkında cahül cühelâ takımı için bu paylaşımı yaptım ki salakça tuzağa düşmesinler.

Aşağıda da cep telefonu ile sax25.com’a girildiğinde karşımıza çıkan pornografik pompa resimleri mevcut tur.

NOT:CAN SIKINTISINDAN BUR YAZI YI YAZDIM SIZ BENI DIKKATE ALMAYIN.ISTEYEN ISTEDİGİ SITEYE GIRER.HER KOYUN KENDI BACAGINDAN ASILIR…👌😎😋😉☺😀

Post Modern Müslümanlar


Türk Müslümanlar bir türlü İslamiyeti anlayamıyorlar. Biraz daha eğitimli olduğu gözlenen Post modern Müslümanlarda anlamıyorlar. Arapların içinde de Post Modern Müslümanlar var. Ancak hemen tamamı batıda okumuş ya da sürekli Batı Ülkeleri ile haşır neşir olan insanlar. “Sorun İslamiyet de değil Müslümanlar da” argümanı da 19. yüzyılda bu tip insanlar tarafından geliştirilmiş.
İslamiyeti gerçekten anlamak için Afganistan’da, Pakistan’da, Yemen’de, Umman’da, Suudi Arabistan’da, köylere gideceksiniz. Çöle çıkacaksınız. İstanbul’un, Mekke’nin apartmanlarında, klimalı lüks villalarında keyif çatıp, İstanbul’da, Ankara’da ,Dubai’de, Mekke Hilton’da, süper lüks alışveriş merkezlerinde cafe’de oturup latte içerken,
Caner Taslaman, Zakir Naik, Adnan Oktar, Hakkı Yılmaz, Abdülaziz Bayındır, Edip Yüksel, Mustafa İslamoğlu vb. Yazılarını okuyup,
Uçuk kaçık yorumlarını, ayetleri çarpıtmalarını, anlamlarını insanların gözüne baka baka yalan söylemelerini dinleyip kendinizi kandırarak;
“İslam mükemmel ama Müslümanlar cahil”
“İslam mükemmel ama Araplar anlamamış”
“İslam mükemmel ama Araplar Arapça bilmiyorlar”
Argümanlarıyla mutlu oluyorsunuz.
Şimdi Post Modern Müslümanların pek sevdikleri birkaç İslam uzmanından inciler yazalım;
Zakir Naik, Enbiya Suresinde Big Bang’in olduğunu yazıyor. Kur’an 1400 sene haber vermiş!”
Adam soytarı, uyduruyor Arapça bilmeyen veya Kur’an’ı anlamayan insanlarda ağzı açık seyrediyor,alkışlıyor. O ayette yer ve gök ayrılmasından bahsetmesini Big Bang’e bağlıyorlar. Ya Hu ayet kuraklıktan bahsediyor. Yerin ve gökün ayrılması dediği gökyüzünün Allah’ın izni ile yağmuru serbest bırakarak yeryüzünü kuraklıktan kurtarması ve yağmur ile toprağın bereketlenmesi. Hadi yağmur değil diyelim. Big Bang’in oluştuğu anda madde mi var? Madde oluşması milyar yıl sonra, Hidrojen ve Helyum gazından başka ortada ne var? Ağır mineraller çok sonra oluşuyor. Soytarılıktan başka nedir? Hiçbir mealci de bunları doğru düzgün anlatmıyor. Gerçekleri saklamaya devam ediyorlar.
“Abdülaziz Bayındır, Mürted öldürülmez yazıyor. Kur’an’dan da örnek veriyor. Verdiği örneklere gel de inan. Demek ki Araplar hep çarpıtmış. Biz doğrusunu bulduk. Müslümansan ayrılabilirsin işte, isteyen ayrılsın Müslümanlıktan ne güzel.İslam barış dinidir”diyor. Yalanlarına yalan ekliyor. Gündüz varlığını, gece varlığını anlatıyor. Bu akılllar ile mi 22. yüzyıla çıkacaksınız.
Ancak bu sefer de çok sevdikleri Zakir Naik Mürted öldürülür diyor! Hadi buyur buradan yak!
“Adnan Oktar İslamda her din eşit mesafededir diyor. Kadın erkek eğlenir göbek atar diyor. Deme ki Araplar hep çarpıtmış!. Biz doğrusunu bulduk. Ohh hadi beraber göbek atalım maşallah, inşallah” Hadi Adnan Oktar zaten anlamaz bu işlerden kaale almayalım. Bir diğerine bakalım.
Zakir Naik’de bu sefer kadın ve erkek bir arada olamaz diyor. Ayet var erkekler zayıftır kadına şehvet duyarlar diyor. Bu yüzden asla kadın ve erkek bir arada olmaz diyor. Modernist Müslüman ya! Toplumu geleceğe taşıyacak ya! Kadınlar ayrı erkekler ayrı olacak diyor. Adnan Oktar Zakir Naik’i pek dinlememiş herhalde, kadın erkek göbek atmaya devam ediyorlar.
Bir diğeri “Mustafa İslamoğlu Adem’in babası vardır diyor! Araplar hiç anlamamış Adem’in babası varsa Evrim’de var demektir. Kur’an ne kadar bilimsel, Evrimi de bize 1400 sene önceden bildiriyor” Adem’in babası varsa annesi de vardır ama annesini anlatmıyor! Anlatsaydı öğrenseydik. Bunu da Kur’an’dan aktarıyor bizlere! Öğreniyoruz Adem’in babasını. Büyük babası da var mıdır diye sorası geliyor insanın. İnsan Suresi 2. Ayet’ten bunu anlıyormuş. Ben bir türlü çıkaramadım. Benim Arapçam bile yetmedi bu işe. Gülmek geliyor vallahi içimden bunlara.
Caner Taslaman var bir de mantıklı, rasyonel ve bilimselmiş. Öyle diyorlar. Post modern Müslümanlar bayılıyorlar bu adama. Gerçi Arapça bilmiyor muhterem ama olsun o kadar kusur olur diyorum ve dinliyorum kendisini. Spiker soruyor her şeyi Allah yarattı peki Allah’ı kim yarattı? Taslaman cevap veriyor;
“Bilim felsefesi açısından önemli olan şeylerden biri şudur, Bir şeyin açıklaması için ayrıca o açıklamasının açıklamasına ihtiyaç duyulmaz.”
Şimdi dinliyorum bu muhteremi ekranda bakakaldım muhtereme?
Ya hu ne diyor bu adam dedim?
Sonra devam etti;
“Diyelim ay yüzünde bir takım araç gereçler bulduk. Bunu bilinçli bir zihnin yaptığını düşünürüz. Bu bilimsel açıdan meşru bir açıklamadır. Fakat ayrıca onun açıklamasının olmaması o açıklamayı bir zihnin yaptığı açıklamasını çürütmez! “
Vallahi aynen böyle dedi! Sonrasını yazmayayım saçma başlayan her şey saçma devam eder. Ateistlerde bu ilkeyi kabul ediyormuş. Ya hu bu adamı bir de profesör de yapmışlar. Diyelim ayda Buzdolabı bulduk. Bu buzdolabını akıllı birileri yapmış diye düşündük. Bu bilimsel bir açıklama oluyormuş. Ancak bu bilimsel açıklamanın açıklamasına ihtiyaç duyulmazmış. Bu yüzden Allah’ın açıklanmasına da ihtiyaç duyulmaz demek istedi zannederim. Yani ıssız bir yerde buzdolabı bulduk bu buzdolabını akıllı biri yaptı diye açıkladık. Vallahi ben tıkandım! Birde bu adam için akıllı, mantıklı, rasyonel falan yazmışlar. Acaba bunları yazarken bu adamı kim ile kıyasladılar. Zübük ile kıyasladılarsa haklılar! Ya hu ne diyeyim ben bunlara soytarıyı felsefeci yapmışlar alkışlıyorlar. Adam mükemmel düzen ve ilahi tasarımdan bahsediyor. Bu tasarım ve düzen ispatmış! Sen fizik kanunlarını felsefi açıdan yorumlamaya kalkarsan ancak soytarı olursun. Eh konudan zaten hiç anlamayan Allah dedin mi tapınmaya hazır şakşakçılarla da böbürlenir durursun. Şakşakçının filozofu da ancak bu kadar okuyor. Küpünü doldurmaya bakıyor.
Edip Yüksel var bir de sevdiklerimden. Almış eline İmam Asım’ın öğrencisi Hafs’ın Kur’an’ını oradan da kendine göre mucizeler çıkarmış. Topluyor, topluyor 19 buluyormuş. Sünnilere çok kızıyor. Habire onları yerden yere vuruyor. İyi ama Edip Usta sen elinde Sünni versiyonun resmi Kur’an’ını tutuyorsun. Ya tutarsa misali mucizeyi oradan çıkarıyorsun. Bir de orijinal Kur’an’a girsen ya. O mucizen oradan çıkmıyor! Allah herhalde öğrencimiz Hafs’a 19’u vahy gönderdi de yazdı. Hicazi yazılmış ekleme yapılmamış Kur’an’ hç bakmıyor muhterem. Elinde tuttuğun Sünnilerin Hafs Kur’an’ına bin kez müdahale edilmiş. Uydur uydur yazmışlar. Hadi diyelim 19 mucizen var Hafs Kur’an’ında ne işe yarıyor bu 19 masalı? İslam Toplumu bin yıl ileriye mi ışınlanıyor? Evrenin sırlarını mı çözüyoruz bir anda? Kansere çare? Işık hızına ulaşma? Açlığa çözüm? Carbon yakıt yerine zararsız bir yakıt? Savaşları sona erdirme? Uzayda seyahat? Ya Hu muhterem onu da bir yazsana ne işe yarıyor? Kur’an’da 19 varmış. Diyanette yılbaşında kırmızı don giymek caiz değil demiş. 19 ne kadar işe yarıyorsa, kırmızı don da o kadar işe yarıyor.
Bunların hepsi şaklabandan öte değil.
İslamiyeti anlamak mı istiyorsunuz? Çöle çıkacak Bedevi kabileleri bulacaksınız. Onlarla çölü teneffüs edeceksiniz. Çölü anlamayanın İslamiyeti anlaması mümkün değildir. Muhakkak kalkıp çölde dolanacak hali kimsenin yok da insan biraz empati yapmalı ki gerçeklere yaklaşılabilsin.
Bu yüzden post modern müslümanlara kızıyorum. Gerçekle ilgileri yok. Kafalarındaki ütopyayı İslamiyet sanıyorlar. İslamiyet çöldedir. Gece çölde yatıp kalkmadan zaman geçirmeden İslamiyet hakkında yazmak ve o kültürü yorumlamak doğru değildir. Muhterem vatandaş klimalı cafede oturmuş Arapça bilmeyen Caner Taslaman’nın soytarılığını okuyor. Latte eşliğinde Kuantum fiziği sosuyla İslamiyeti ve Allah’ı keşfediyor. Saçmalığın tepelerinde dolaşıyorlar.
Mevcut durumda Arap Ülkelerinden İslamiyet temizlenemez. İslamiyet asla ve asla sadece bir din değildir. Aynı zamanda devletin de kendisidir. Bürokrasi, hukuk vb. her şey İslamiyettir. Sadece devlette değildir. Aynı zamanda kültürdür. Kültürel normlar oluşturmuş ve sosyal hayata adapte olmuştur. Din bir çok kültürde sosyal hayata normlar adapte eder. islamiyette buna mükemmel bir örnektir.
İslamiyet Arap insanı için bir yaşam biçimidir. Arap insanı için oksijen gibi olmuştur. Yaşamındaki her şeye sinmiştir İslamiyet. Rutin olmuştur, yediği üç öğün yemektir. Evlendiği kızdır, doğum yaptığı çocuktur, düğünüdür, duasıdır, üzüntüsüdür, sevincidir, arkadaşıdır, okuludur, kitabıdır, evidir, sokağıdır, bayramıdır. Namaz kılar ama kıldığının bile farkında değildir. Otomatiktir onun için doğal bir ihtiyaç haline dönüşmüştür.
İslamiyeti sadece onlar anlayabilir bu sözüm iddialı gelmesin. Türkler ha bire uğraşıyor bu kelime şu anlama geliyor, bu sözcüğün kökü şudur, Araplar yanlış anlamıştır vs. Kocaman saçmalıyor Türkler! Arapların böyle bir dertleri yoktur. Ben anlatıyorum Arap arkadaşlarıma anlayamıyorlar bazıları ne demek istediğimi. O kadar aptalca geliyor onlara. Çünkü Arap için İslamiyet özümsenmiştir. Adamların bin yıldır yaşadığı duruma sen;
“ama o yanlış diyorsun” latte içerken! Adam senin yanlış dediğin yeri bin sene önce içselleştirmiş kültürüne eklemiş senin haberin yok Post Modern vatandaş!
Yanlış iddianı Allah’a havale edeceksin! Yanlış varsa Allah’ın yanlışıdır. Kadir-i Mutlak olduğuna göre yaptığı işin sonuçlarından da haberdar olmalıdır. Bu kadar basittir.
Ancak cafede oturup, Kur’an’ı düzeltmeye, tefsir etmeye, yorum yapmaya, günün modasına, bilimine, kültürüne göre düzeltmeye kalkan, tevil yapanlar, mana uyduranlar;
“Allah becerememiş ben beceriyorum ve yanlış anlaşılmayı düzeltiyorum! Garson Bey, lattem şekersiz olsun lütfen!”
Demekteler de farkında değiller. Evreni yarattığını iddia eden güçten daha akıllıyız demeye getiriyorlar. Ya hu muhterem zaten senin inandığın Allah kendini ifade etmekten bu kadar uzaksa o içtiğin latte’ye tapsan daha mantıklı olur!
Şimdi İslam Ülkelerini değiştirebilir miyiz? Olmaz muhteremler, eşyanın tabiatine aykırı. Sebepleri yazdım size. Bunu yapabilmek için bir takım sosyal dinamikler gerekir.
Avrupa’da olduğu gibi olmaz. Rönesans Katolik Dünyasının normlarını yavaş yavaş yok etmiştir ancak bu sadece endüljans ile olmamıştır. Martin Luther’in başlattığı sadece dini bir harekettir. Bu reform hareketi rönesans ile desteklenmeseydi başarılı olması mümkün değildi. .
İtici güç İtalya’dan gelmiştir. Medici Ailesi ve benzerlerinin de katkılarıyla Floransa başta olmak üzere İtalya’dan başlayan sanatsal, bilimsel akım Avrupa’da diğer ülkelere de sıçramış ve sanatın farklı alanlarında kendini göstermiştir. O dönemde ticari ve coğrafi keşiflerde bu akımları hızlandırmıştır. Yani bir domino etkisi oluşmuştur. Bütün bu unsurlar ile paralel yaklaşık 500 senelik bir zaman söz konusu olmuştur. İslam Ülkelerinde böyle bir yenilenme sağlayabilecek ve domino etkisi yaratabilecek akımlar oluşması mümkün değil.
Her şeyden önce bu sosyal dinamiklerin oluşması mümkün değil. Çünkü sanat zaten yok. Müzik haricinde hiç bir ekol söz konusu değil. Müzik bile muhafazakar çevrelerde istenmeyen bir durum. Toplumun dinamiklerini değiştirmek için bazı güçler gerekir. İtalya’da Floransa iyi bir örnek oluşturabilir. Medici Ailesi sanata yaptıkları yatırımlarla Avrupa kültürünü yeni baştan şekillendirmişlerdir.
Arap Ülkelerinde sanatın bütün alanlarında faaliyet gösterecek ve insanları bunlara yöneltecek sevdirecek öncüller gerekiyor.
Ancak İslamiyetin özü ile bu aykırıdır. İslamiyet insanın değersiz olması üzerine kurgulanmıştır. İnsan sadece cesettir aslolan ruhtur ve bu ruh öbür dünyaya hazırlanmak ve Allah’a sürekli ibadet etmek zorundadır. Bu yüzden de bu dünya işleri boş ve gereksizdir. Kur’an buna işaret eder ve insanlarda bunu içselleştirmişlerdir. Doğduğunuz andan itibaren bu insanların aklına kazılır. Ailede, okulda, sosyal hayatta. Böyle radikalleşen bir kitleye sanatı anlatamaz, sevdiremezsiniz. Sanat olmayınca işler yürümez Keza bilim de bu dünya gereksinimlerine cevap veren bir eylemdir ve gereksizdir. Bakış açısı Kuran ile belirlenmiştir. Bu bakış açısıyla da İslam Ülkelerinde bir gelişme beklenemez. Halk yönetime de katılamaz. Yönetim ancak fetva verebilecek din adamlarıyla ortak çalışan şeyhler, krallar vs. ile oluşturulmuştur ve aksine davranışlarda anında kafirlik olarak nitelenir ve öldürülürsünüz.
İran İslam Cumhuriyeti devrimden hemen sonra ilk olarak kendileriyle ortak çalışan ve şahı deviren kitlenin parçası olan aykırı görüşleri tek tek ortadan kaldırmıştır. Komünistleri, feministleri, liberalleri, aydınları, insan hakları gruplarını, gazetecileri, sanatçıları vs. tek tek öldürmüşlerdir.
Şu durumda yapılacak bir şey yok. Önümüzdeki dönemde Batı duvarlarını daha da yükseltecek ve yalnızlaşacaklardır. Şu an uygulanan politikalar sertleşecek ve Müslümanlarda daha çok saldırgan ve radikal olacaklar. Bir savaş beklemiyorum Müslümanların savaşacak bir gücü yok. Batı tecrit politikalarına devam edecektir ve Türkiye’de maalesef kapıcı rolüne devam edecektir. Müslümanlar kendi yönetimlerine baş kaldırmadığı ve ayrılıkçı politika, mezhep vs den vazgeçmedikleri sürece yok olmaya mahkumlardır. Ancak bu başkaldırış sadece siyasi sonuçlar verir İslamiyet ile harmanlanan kültüre fazla katkısı olmaz. Türkiye’de bile Müslümanların kendi aralarında kaç hizip olduğunu ben bile takip edemiyorum. Post modern dediğim sadece Kur’an’cı Müslümanlar bile bir kaç sene içinde kendi aralarında onlarca hizibe bölündüler. Birde bunu Arap Kültürüne, mezheplere dağıtın ki ortaya çıkan puzzle dünyanın en büyük ve tekrar birleştirilemeyecek puzzle’ı olur. Çünkü parçaların hiç birinin kenarı uyumlu değildir. Böyle bir yapıdan da ne Reform ne de Rönesans çıkar.
Yok oluş sürecindeler. Bu süreçte 150-250 yıl arasına tekabül ediyor.”
Sevgi ve saygılarımla…
Sayed Monem
Lombelico del Mondo’dan “Virtual Reality” öyküler…
Holos, Holy, Hologram, biri bütünse, biri kutsalsa, biri de gerçekliğin kaydı ise Cosmo kayıt mıdır gerçeklik midir?
Is It Real Or Not?

ORUCUN KÖKENİ: GÜNEŞE TAPMA


Oruç nedir? Ramazan orucu, sağlığa zararlı olan bir adettir. Güneşin doğuşundan batışına kadar, yaz sıcağında günde 12 saatten bile fazla bir süreyle, susuz ve aç kalmak, tüm diyet kurallarına aykırı bir durumdur. Tıp dünyasında yapmış oldukları araştırma ve keşiflerle ileride bulunan ülkelerdeki hekimlerin, ramazan orucu konusunda orucun insan sağlığına faydalı olduğu hususunda, dünyaca ünlü hekimlerin kabul ettiği bir bulguları yoktur. Buna rağmen, müslümanların çoğunluğu ramazan ayında oruç tutarak kendilerini psikolojik olarak kandırmaktadırlar. Gün boyu aç ve susuz kalarak inandıkları tanrıya bir fedakarlıkta bulunduklarını sanmaktadırlar. Ramazan ayının tek faydası olsa olsa gıda ürünlerini satan toptancı ve perakendeci satıcılaradır. Çünkü, ramazan ayında gıda ürünleri fiyatına zam yapmaktadırlar. Özellikle ekmek fırınları, en fazla ekmek gramajı kadar gelen ramazan pidesini, ekmek fiyatının iki misli fiyattan satmaktadırlar.

Peki, oruç nasıl ortaya çıkmıştır. Oruç tutmanın tarihi nedir?

“..İbrahim Peygamber, yıldızı görür, yıldıza , “Tanrım” der; Ay’ı görür, Ay’a “Tanrım” der. Güneş’i görür, Güneş’e “Tanrım” der. Bu gökcisimlerinden Güneş’i daha büyük ve daha parlak görünce, “İşte Tanrım budur, bu daha büyüktür” diye konuşur. Ne var ki, “Tanrı” dedikleri batınca, onlara “Tanrı” demekten vazgeçer. İbrahim Peygamber önce yıldızdan, sonra Ay’dan en sonunda da Güneş’ten vazgeçer. Kur’an’ın En’am Suresi’nin 76, 77 ve 78. Ayetleri böyle anlatır, İbrahim Peygamber’in “asıl Tanrı”ya dönüşünü.

Yedi Yıldız ve 12 Burca Saygı:

İbrahim Peygamber’i Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar paylaşamaz. Ali Imran Suresi, O’nun için “hanif” ve “müslim”di der. Ibn Nedim’in ünlü “El Fihrist” adlı eserinde “Hanifler” şöyle tanıtılır: “Hanifler, Ibrahimci (el İbrahimmiye) Sabiilerin ta kendileridir.(s.32)

Sabiilik nedir?

Sabiiler, Ortadoğu ve Islam kaynaklarına göre yıldızlara tapıyorlardı. Yıldızların içinde de en başta, Ay ve Güneş sayılıyordu. Fahruddin Razi gibi ünlü Kur’an yorumcuları ve Ibn Hazm, Şehrestani, Fadullah el Ümeri gibi yazarlar bu görüşü benimserler.

Abdest, namaz, cenaze namazı, fıtr bayramı, kurban, hac, Kabe’nin kutsallığı gibi inançların hepsi, yıldızlara ve Güneşe tapan Sabiilik’te var.

Evet, ..Ramazan ayında Müslümanların tuttuğu oruç da Sabiilik’ten geliyor. Müslümanlıkta, “farz” oruçlar bir aydır. Bu ay da kimi zaman 29, kimi zaman 30 gün çeker. Sabiilik’te de aynen böyle. Ibn Nedim, “El Fihrist” adlı eserinde, Sabiilik’teki farz orucunun 8 Mart’ta başladığını belirtiyor. Bunun dışında 9 Aralık’ta başlayan 9 günlük bir oruç ta var. Ayrıca, 8 Şubat’ta başlayan 7 günlük bir oruca çok önem veriyorlar. 16 ve 17 günlük “nafile” oruçlara da değiniliyor.(s.442-445)

Ibn Hazm ise, “El Fasl” adlı eserinde Sabii’leri şöyle anlatıyor: “Yedi yıldıza ve 12 burca saygı göstermek gerektiğini söylerler ve bunların suretlerini (resimlerini, heykellerini) tapınaklarında bulundururlar.. Ramazan ayında da oruç tutarlar. Namazlarında, Kabe’ye, El Beyt’ül Haram’a dönerler. Mekke’ye ve Kabe’ye saygı gösterirler.”

Bilindiği gibi, Kabe bir Güneş tapınağı olarak yapılıp kullanılmıştı. 956 yılında ölen ünlü Islam hadisçisi Mes’udi “Mürucu’z Zehep” adlı eserinde, 7 yıldız adına yapılan, Dünya’nın en büyük tapınaklarını sayarken, Kabe’nin de adını anar: “El Beyt’ül Haram (Kabe), geçen çağlar boyu hep saygı görmüştür, çünkü o Zühal (Satürn) Evi’dir.” Ne var ki, yine Mes’udi’nin verdiği bilgiye göre, Güneş tapınakları dörtgen olduğuna göre, Kabe de Zühal yıldızı için değil, Güneş için yapılan bir tapınak olsa gerektir.

Muhammed de Sabii olarak tanınıyordu

Muhammed’in arkadaşlarından iki kişi bir kadınla konuşuyor:

ORUCUN KÖKENİ: GÜNEŞE TAPMA

ORUCUN KÖKENİ: GÜNEŞE TAPMA

“Haydi yürü gidelim!” dediler.

“Nereye?” diye sordu kadın.

“Tanrı’nın elçisine” diye karşılık verdiler.

“Haa, şu kendine Sabii denilen kimseye mi?” diye sordu kadın.

“Evet, işte o senin söylediğin kimseye.”

Başka hadisler de aynı gerçeği doğrular.

Bu konunun, Saçak Dergisi’nin 49. Sayısında yer aldığını da belirtelim.

Islamın yalnız inanç ve ibadetleri değil, bu inanç ve ibadetlerde kullanılan sözcüklerin de çoğu gene Sabiilik dininin temel dili olan Süryanca’dan, Aramca’dan gelir. Allah, Rahman, Kur’an, Furkan, kitab, melek, insan, Adem, Havva, nebi, salat, alem hep Süranca’dır. Ve bir sözcük daha Süryanca’dır: Savm, yani oruç.

Kur’an’daki temel ve anahtar sözcüklerin Sabiilikten gelmesi bir gerçeği kanıtlıyor: Islam’ın yapısını oluşturan inanç ve ibadet biçimlerinin tümüne yakını “güneşe tapma” ağırlıklı Sabiilik’ten kaynaklandı.

Oruç, Islamiyet öncesinde de farzdı:

nin Mekke’sinde, “putataparlar” diye adlandırılan bir topluluğun ibadetleri arasında “oruç” da vardı. Bunu, Buhari’nin yer verdiği bir hadiste de açıkça görüyoruz: “Aişe anlatıyor: Islam öncesinde Kureyş, Aşure gününde oruç tutardı..”(Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’s Savm/1.)

Burada sorulması gereken şu: ”Putlara taptıkları” söylenen insanlar, “oruç” tutarlarken “hangi Tanrı” için tutuyorlardı?

Hiç kuşkusuz, yıldızlar için, en başta da “Güneş Tanrı” için. Yıldızları ve Güneş’i simgeleyen ve sonraları “put” diye nitelenen simgeler önünde. Elbet, asıl amaç da varlığına inanılan “görünmez Tanrı”ya yaklaşmaktı. Buna Kur’an da tanıklık ediyor. (Bkz. Zümer Suresi, Ayet3.) “Tanrıya yaklaşmak” için o zaman da aracılar vardı, Islam’da da vardır. Islam’da olduğu gibi, o zaman da, “ibadet”ler, en son hedef olarak Tanrı için yapılırdı. Oruç tutulurken de hedef, “Güneş Tanrı”ydı.

Bakara Suresi’nin 183. Ayetinde, “Orucun daha öncekilere de farz kılındığı” açıklanır.

“Daha öncakiler” kim?

Daha önceki toplumlar.

“Hangi toplumlar?”

Araştırmalar şunu ortaya koymuştur: “Orucun en başta gelen kaynağı, ilk kaynağı:’Güneş’e tapma’dır.”

Güneş’e Ayarlı

Namaz gibi oruç da “Güneş”e ayarlı: “Güneş’in dünyayı ışınlarıyla aydınlatmak üzere olduğu tanyerinin ağarmasıyla başlanıyor, battığı zamana değin sürdürülüyor. Tabii, gecenin ve gündüzün aylarca sürdüğü yerler, kutuplar hesbs katılmamış. O çağlarda, Arabistan’daki coğrafya bilgisiyle bu hesap nasıl yapılabilirdi ki?”

“Islam yenilikçileri”, şimdi bir takım hesaplar yapıyorlar. “Altı ay gece, altı ay gündüz olan yerler”de ne yapılacak? Çözüm şöyle: Oruç tutlabilecek en yakın yöredeki günlerin saat olarak uzunlukları esas alınıp, ona göre oruç tutulabilecek. Ama ne Kur’an’da ne de Hadis’lerde buna cevaz var. Ayetteki açıklama çok açık: Orucun başlangıcı, Kur’an’ın emrine göre tanyeri ağarmadan önce, sonu ise güneşin batması.

Ilahiyatçı çevrelerden, “kutuplarda nasıl oruç tutulacağına ilişkin nass, yani ayet ve hadis niye yok?” diye sorulduğunda, “masıt”la “vesail”i, yani “amaçlar”la “araçlar”ı birbirine karıştırmamak gerek diye bir karşılık alınıyor. “Bu konuda ayet ve hadisin bulunmamasının da bir önemi olmadığı” açıklanıyor. Bunu diyenler, şu soruya cevap veremiyorlar: “Eğer ibadetin “vakt”i, “vesail”den sayılıyorsa ve bunun da bir önemi yoksa, “namaz”lar da “vakit”lerin dışında, örneğin vakit gelmeden kılınabilir mi?

Bu soruya evet diyebilecek hiç bir fıkıhçı bulunamaz.

Meksika neresi, Arabistan neresi?

Dr. Ismail Cerrahoglu, Ilahiyat Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan “Kur’an’ı Kerim Ve Sabiiler” başlıklı yazısında gerçeği belirtiyor: “Tarihi kalıntılardan elde edilen neticelere göre oruç, eskiden beri insanlığın bir adeti olarak görülmektedir. Sabiilerdeki orucu, Ibn’u Nedim’in Harran Sabiilerine tahsis etmiş olduğunun zikri yukarıda geçmişti.” (AÜ Ilahiyat Fakültesi Dergisi, c.X, yıl 1962, s.103 vd.)

Insanlar, aç kalmaya, şu bizi ısıtan güneş için katlanmışlar.

Yalnız Ortadoğu’da mı? Güneş’e tapmanın geçerli olduğu birçok yerde Güneş’e ayarlı bir oruca rastlanıyor. “Meksika nere, Arabistan nere?” denecek ama Meksika yerlileri içinde bile oruç var.

Kemalistler, dinlerin kökenini araştırırken karşılaşıyorlar bu gerçekle; biz de onlardan öğreniyoruz. Belgesi şu ünlü Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde. Arşiv’deki birçok belgelerin kopyasının “2000’e Doğru” kitaplığına girdiği de biliniyor. Meksika Maslahatgüzarı Tahsin Mayatepek’in 1937 yılında Atatürk’e gönderdiği 14. Raporun başlığı şöyle: “.. Müslümanlığa ait olduğu sanılan hususların müslümanlığa Güneş Kültü’nden girdiğine..dair mühim malumat ve izahati havi rapor.” (Bkz. Saçak Dergisi, sayı 49, Şubat 1988, s.18.) Bu raporda, orucun da içinde bulunduğu “ibadet”lerin, “Güneş Kültü”nden Islama girdiği bir bir anlatılmış.
Soru şudur:

Oruç, ilahi bir emir olarak kabul edilmektedir.

Oysa, Meksika’dan Çin’e kadar tek tanrılı dinlerin öncesinde de Güneş’e tapanlar, gün doğumundan batımına kadar oruç tutuyorlardı. O zaman bu ibadet nasıl açıklanıyor? Gene ilahi bir emirle mi?

Not: Muhammed, 570 veya 571’de doğdu, 632’de öldü. 40 yaşında da “Tanrı ile insanlar arasında aracılık” görevini aldığını açıkladı. 61-62 yıllık yaşamı ve 21-22 yıllık “Tanrı’nın özel sözcülüğü” içinde topu topu 8 islam ramazanı var.

Muhammed, 53 ya da 54 yaşında oruç buyruğunu aldığını söylemiş, 632 yılının ramazan ayına varmadan ölmüştür. İlk ramazanı Hicri 1 ramazan 2 (Miladi 26 Şubat 624), son ramazanı da Hicri 8 ramazan 9 (Miladi 12 Aralık 631) olup, günleri kısa olan kış aylarına rastlamıştır. Eğer, uzun yaz günlerinde de oruç tutturacak kadar tecrübesi olsa idi, muhtemelen, orucun katı kurallarını biraz daha yumuşatır, insanı sıcak yaz günlerinde 12 saati bile aşkın bir süre boyunca bir damla bile susuz ve aç bırakacak kadar sağlıksız bir adet koymazdı kurduğu dinine..Turan Dursun din bu kitapları serisinden faydalanılmıştır.

Türkiye’ye şeriat gelir mi?


‘Şeriat’a giden en önemli kale
Günlerdir, “Türkiye’ye şeriat gelir mi?” tartışmalarına tanık oluyoruz? Tartışmaların fitilini ateşleyen AKP’li Ayhan Oğan’ın sözleri malumun ilanından başka bir şey değildir. Oğan’ın söylediği cümleler zaten fiili olarak uygulanmaktadır. Fakat dillenmesi kamuoyunda tepkilere neden olmuştur.

Örneğin, laiklik ilkesini kaldırmakla, bunu dillendirip “laikliği kaldıracağız” demek arasında bence fark yoktur. AKP tayfasının tepkiler üzerine Oğan’ı yalnız bırakmış gibi görünmesi “dillendirme evladım, daha sırası gelmedi” demenin değişik versiyonudur. Türkiye’ye şeriat gelir mi sorusunun değişiği olarak, “şeriatın gelmesi için daha neler lazım?” diye sorulması zannımca daha uygundur. İran’a geldiği gibi, Afganistan’a geldiği gibi Türkiye’ye de şeriat gelebilir. İstikamet o yöndedir. Ve bununla ilgili RED Dergisi’nde yıllar önce AKP’nin Türkiye’yi Sürüklediği Bataklık: ŞERİAT yazılı kapağını anımsayacaksınız. Ne dediysek, ne yazdıysak, gerçekleşti. Şeriat dediğimiz şey öyle bir gecede gelen bir şey değildir. AKP Genel Başkanı olan zat ne diyordu?

“Hazmede hazmede, hazmettire hazmettire…”

Hakkını yemeyelim, bu benzetmeyi başka bir konu için yapmıştı ama anlayış bu. Ben kafama göre takılırım, istediğimi yaparım, siz ister beğenin ister beğenmeyin, burnumdan aşağı Kasımpaşa.

“Hazmede hazmede, hazmettire hazmettire” yahut “beğenirsiniz, beğenmezsiniz…”

TEK BİR NOKTAYA BAKMAYIN

Yalnızca bir konu üzerinde yapılan değişikliğe göre değenlendirme yapmak yanıltır. 15 yılda yapılan uygulamaların geneline, moda deyimle büyük resme baktığımız takdirde tehlikenin ne denli ortasında olduğumuzu açıkça görmemiz mümkündür. Liyakat yerine dinciliğin referans alınması, eğitimde, sağlıkta, orduda, emniyette “secde gören alın” kriterinin esas alınması, ne idüğü belirsiz, sapık dinci tarikatların devletin kurumlarına yuvalanması gibi uygulamaları görüp, “Türkiye’ye şeriat gelir mi?” tartışması yapmak saflıktır. Beğensek de beğenmesek de bunların tıynetine uygun bir “şeriat” geliyor. Acı ama gerçek budur.

AKP için adım adım kurulacak ya da mevcut sistemi dönüştürüp İslami usulleri referans alan yeni bir sistemin sadece inşası yetmiyor, bu sistemin sürekliliği için de adımlar atılıyor. Bu süreklilik için en önemli ayak gelecek nesiller, yani eğitim sistemidir.

Saray rejimi, kökten dinci karşı devrimin inşasını son hız sürdürüyor ve bunun için ileriye dönük adımlar atarak Suud modeli şeriatçı bir yapıya kavuşmayı hedefliyor. Evrim Teorisi’nin müfredattan çıkarılması, “cihat” kavramının -çıkarılsa da- müfredata alınmak istenmesi, Ukubat ve Muamelat gibi kavramlarının eklenmesi, 15 Temmuz’un sanki bir kurtuluş savaşıymış gibi ağırlıkla yer verilmesi, geneline baktığımızda çağdaş eğitimden ve bilimsellikten uzak ümmetçi, mezhepçi bir zihniyetin çocukların beynine kazınmak istenmesi asıl niyetin ne olduğunun açık bir göstergesidir.

Bu karanlık hedefleri için işe altyapıdan yani çocuklarımızın eğitim ve öğretiminden başlamayı öncelikli planları arasına almışlar. Yaptıkları uzun vadeli bir plan gibi görünse de önümüzdeki 15 seneyi göz önünde bulundurursak kısa bir süre sonra memleketin başında daha neler geleceğini kestirebiliriz.

NEDEN Mİ 15 SENE?

AKP iktidarının müfredatıyla çocuk yetiştirmek memleketin köküne dinamit koymaktır. O eğitimle yetişen bir çocuk 15 sene sonra bu topraklarda IŞİD ceza hukukunu uygulayacak Erdoğan’ın “altın nesil”i olacaktır. Saray rejimi, kirli amaçları için ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini ateşe atmaktan çekinmemektedir. Çocuklarımız ve ülkemiz hayattaki en değerli varlıklarımızdır.

Saray rejimi, kendi sivil darbesini yapmış, kendi anayasasını oluşturmuştur. En önemli kale olarak gördüğü eğitim sisteminde yapılacak düzenlemeler ise kuracakları şeriatçı sistemin sürekliliği açısından önem arzetmektedir. Bunun için müfredatta yapılan/yapılacak değişiklikler iktidardaki IŞİD ideolojisinin bitirici vuruşu olacaktır. Bu değişikliklere şimdi itiraz etmezsek 15 sene sonra hiç edemeyeceğimiz, itiraz ettiğimiz takdirde ‘şeriat hukuku’na göre muamele göreceğimiz unutulmamalıdır. Türkiye, IŞİD ideolojisinin kurtarılmış bölgesi haline dönüştürülmek istenmektedir.

Görüldüğü gibi Oğan’ın kullandığı cümleler, fiili olarak zaten uygulanmaktadır. Dillendirilmesi kabahat, uygulanması kendilerince vazife olan AKP karşı devriminin planlı, programlı işleridir bunlar.

YA BİTİRECEĞİZ YA BİTECEĞİZ!

STK’ların, sendikaların, siyasi partilerin, baroların memleketini seven, çocuklarının geleceğini düşünen her meslek grubundan insanların hiç vakit kaybetmeden, hem de aradaki siyasi düşünce farklılıklarını gözetmeksizin, fraksiyonlar arasındaki düşünce farklılıklarını gözetmeksizin bir araya gelip ortak bir tepki vermesi, bu eğitim sistemine ve saray rejimine karşı çıkması şarttır. Bu tepki, sadece bir siyasi partinin, bir STK’nın veya bir sendikanın organizasyonuna bırakılamayacak kadar önemli ve bir o kadar da hayatidir.

Eğitim sisteminin dincileşmesi AKP’nin bitirici vuruşudur. Ya hep birlikte biteceğiz, ya da hep birlikte bitireceğiz.